Muğla İli, Datça İlçesi Reşadiye Yarımadası Türkiye’nin güneybatı uç noktasında yer alan yaklaşık 60 km uzunluğundaki Datça Yarımadası’nın batı kısmını meydana getirmektedir. Yarımada güneyde Simi, Tilos, Nisyros Adaları, batıda Stongyli ve Kos Adaları, kuzeyde ise Bodrum Yarımadası ile çevrilidir. Doğusunda ise modern Datça ilçesi ve bu ilçe ile içe geçmiş durumda olan Burgaz Mevkii’ndeki antik yerleşim yer almaktadır. Reşadiye Yarımadası’nın en uç noktasında antik dönemin önemli merkezlerinden biri olan Knidos Antik kenti bulunmaktadır.

Antik dönemin ünlü merkezlerinden Kos ile Rodos adaları arasında kurulmuş olan Knidos, Karya bölgesinin en önemli merkezlerinden biri ve Halikarnassos’tan sonra bilinen ikinci bir Dorkentidir .Peleponnes’den gelen Dor’lar Rodos ve Kos yerleşimlerinden kısa bir süre sonra Knidos kentini kurmuşlardır. Bu Dor kolonisinin Sparta’dan gelmiş olma ihtimali de vardır. Diğer bir ifade ise şehrin ArgosluTriopas tarafından kurulduğu şeklindedir.
Strabon, kentin teraslar üzerinde kurulu olduğunu ve bir tiyatro gibi kıyıdan akropolise doğru yükseldiğini belirtmektedir. Gerçekten de arazinin dağlık yapısından dolayı Knidos bir teraslar kentidir.

Şehir dar bir kara parçasıyla deve boynu ya da Kap Krio olarak adlandırılan adacıkla birleşmiştir. Bunun sonucunda oluşan iki koya birer liman yapılmış, bunlardan batıdaki savaş gemileri, doğudaki ise ticaret gemileri tarafından kullanılmıştır. Knidos, ticareti çok gelişmiş bir merkezdir. Şaraplarıyla ünlü olan kent aynı zamanda ürettiği şarapların ihracatını da yapmaktadır. Kent M.Ö. 6.yüzyıldan başlayarak Hellen dünyasında önemli bir rol oynamıştır.


Daha 19. ve 20.yüzyılın başlarında birçok batılı gezgin ve araştırmacı Anadolu Kıyılarına yaptıkları ziyaretler sırasında Knidos’a uğramışlardır. Bu ziyaretler sırasında çalışmaları ve tetkikleri yayınlanmıştır. 1881 yılında  O. Bendorf ve G. Niemann, 1888’de Th. J. Bent, 1893’de J.L. Myres ve 1897 yılında G. Cousin Knidos yarım adasında çalışmışlardır. 1904 yazında AlfredPhilippson zorlu bir araştırma ile yarım adanın topografik ve coğrafik tanımlamasını yapmıştır. Knidos ile ilgili araştırmalar 19.yüzyılda Dilletanti Derneği adına İngiliz W.M. Leake tarafından başlatılmış, kıyıları ziyaret eden Leake, Knidos’taki yapıtları resimleyerek  yayımlamıştır. Esas kazı ve araştırmalar, British Museum adına C.Newton tarafından 1857-59 yılları arasında yapılmış, bulunan çok sayıdaki yapıt British Museum’a taşınmıştır. Yaklaşık 100 yıl sonra Reşadiye Yarımadası’nı dolaşan İngiliz bilim adamlarından G.E.Bean, yine Knidos’un kuruluşu ve tarihi hakkında bilgiler vermiştir. 1967 yılında ABD Long Island Üniversitesi adına IrisCorneliaLove başkanlığında sistemli kazı ve araştırmalara yeniden başlanmış, ancak çeşitli nedenlerden kazı izni 1977 yılında Türk hükümeti tarafından geri alınmıştır. Sonuçları yayınlanmadan kalan bu kazılardan sonra 1988’e değin Knidos’ta araştırma ve değerlendirmeye yönelik çalışmalar kesilmiştir. 1988 yılından itibaren ise Kültür Bakanlığı adına Selçuk Üniversitesi’nden Ramazan Özgan başkanlığında başlatılan bilimsel arkeolojik kazı ve araştırmalar 2006 yılına kadar devam etmiştir. 2012 yılında Müze Müdürlüğü Başkanlığında, Selçuk Üniversitesi’nden bilimsel heyet ve ekibin de katılımıyla Knidos Örenyeri içerisinde çevre düzenleme ve restorasyon çalışmaları gerçekleştirilmiştir.

Knidos Datça

Başlıca Yapılar

Kentin gerek anakara gerekse de ada kısmı iki yamaç üzerine yerleştirilmiştir. Knidos, plan kare sistemine göre inşa edilmiş bir kenttir. Yani birbirine paralel uzanan sokakları paralel caddeler kesmektedir. Anakara kısmında, akropol ve kenti çevreleyen sur duvarları bulunmaktadır. Şehrin doğusunda ünlü Demeter  Kutsal Alanı ve büyük tiyatro bulunmaktadır. Bu tiyatro, kente hakim bir mevkide olup, taşları Dolmabahçe sarayının yapımında ve Kahire’de Mehmet Ali Paşa’nın sarayında ve camiinde kullanılmak üzere sökülerek kentten taşınmıştır. Günümüzde ise, tiyatrodan geriye sadece duvar kalıntıları kalmıştır. Kentin çeşitli yerlerinde bilinen 7 adet kilise mevcuttur. Doğu-batı caddesi yakınlarında bulunan kilisedeki zemin kaplama bloklarından birinin üzerinde, Arapça kazınmış yazılar göze çarpar. Kiliselerden bazılarının zeminlerinde mozaikler görülmektedir. Ayrıca, kentin doğusunda, çok iyi korunmuş bir durumda, Hellenistik Dönem’den freskli bir villa bulunmaktadır.

Anakara kısmının kuzeydoğusunda Korinth düzende bir tapınak mevcuttur. Bu Tapınağa ait mimari elemanlar, olduğu yerde dökülmüş bir vaziyette bulunmaktadırlar. Bu alanın daha batısında, adını burada bulunan yuvarlak bir yapıya ait temel kalıntılarından alan “Yuvarlak Tapınak Terası” bulunmaktadır.  Burası, en üstte bulunan teras olduğundan dolayı, kentin her açıdan görülen ve her açıyı görebilen yeridir. Bu konumundan ve  antik kaynakların ifadelerinden yola çıkan I.C. Love, ünlü Aphrodite tapınağının burada olduğunu ileri sürmüşse de, son yıllardaki araştırmalar sonucunda, bu yapının Aphrodite ile alakası olmadığı, başka bir tanrıya adanmış bir tapınak olduğu anlaşılmıştır. Bu temelin civarında, altar ve geç dönem evlerinin yanısıra, belki hazine daireleri olabilecek nitelikte küçük yapılar veya Ziyafet Evleri “Banketthäuser” bulunmaktadır. Yuvarlak Tapınak Terasının hemen aşağısında ise, Apollon Terası yeralmaktadır. Adını, bu terasta bulunan ve tanrı Apollon’a adanmış olan tapınaktan alan terasın kuzeyinde, oturma sıraları göze çarpmaktadır. Tanrı Apollon için düzenlenen “ApollonKarneios” şenlikleri, bu alanda yapılmakta ve halk da bu sıralara oturarak şenlikleri izleyebilmekteydi. Tapınağın temeli günümüze kadar korunabilmiştir. Burada, Tanrı Apollon’a adanmış bulunan yazıtlı bir de mermer altar mevcuttur. Yuvarlak Tapınak Terasından, Apollon Terasına geçişte ise İon düzeninde, görkemli bir propylonyeralmaktadır. Propylondan geriye devrik vaziyette birkaç sütun tamburu ve temel kısmı kalmıştır. Propylonun doğusunda ise, doğuya doğru devam eden genişçe bir cadde (Şehrin ana caddesi) mevcuttur. Bu cadde, 1995 ve 1996 yılları arasında çalışılarak kısmen açığa çıkartılmıştır. Bu kazılar sonucunda, “cloacamaxima” kadar büyük olan görkemli bir kanalizasyon sistemi tespit edilmiştir. Apollon Terasının güneyinde ise, yapımında kullanılan yerel taşların pembe renginden dolayı, “Pembe Tapınak” (Pink Tempel) olarak adlandırılan bir tapınağa ait sadece temel kalıntıları mevcuttur, bu yapı sonradan kilise olarak kullanılmıştır.

Büyük limanın hemen kuzeyinde, küçük tiyatronun batısında, burada bulunan Dionysos tapınağından dolayı “Dionysos Terası” olarak adlandırılan alan bulunmaktadır. (Sözkonusu tapınak, daha sonraları kilise olarak kullanılmıştır.) Alanda, küçük tiyatronun hemen bitişiğinden başlayarak, batıda bulunan Liman Caddesi’ne kadar doğu-batı yönünde uzanan bir Stoa yeralmaktadır. Stoanın, kuzey sınırını ise, yine doğu-batı yönünde devam eden teras duvarı oluşturmaktadır. Bu duvar, dikdörtgen bosajlı konglomera bloklardan oluşmaktadır. Ön kısmına ise, 4.m aralıklarla teras destek duvarları yerleştirilmiştir. Stoa mekanlarını birbirinden ayıran duvarlar ise, kısmen korunmuş bir şekilde günümüze kadar gelebilmişlerdir.

Stoanın dış cephesinin tümüyle mermerle kaplı olduğu, bol miktarda bulunan mermer plakalardan ve profillendirilmiş mermer buluntulardan açıkça anlaşılabilmektedir. Ayrıca, “Opus Sectile” adı verilen, renkli mermerden kesilmiş ve kimilerine bitkisel kimilerine geometrik şekiller verilmiş parçalarda dış cephe kaplamasında kullanılmışlardır. Yine stoanın dış cephesinde, üzerlerinde çeşitli harfler şeklinde rezervler bırakılmış beyaz-mavi mermer harfli plakalar bulunmuştur. Özellikle stoanın en doğu ve en batıda yeralan odalarının güneylerinde, devrilmiş korinth başlıklı sütunlar bulunmuştur. Bu sütunların gövdelerinde de yangın izleri açıkça bellidir.

Stoanın batı kısmında 2003 yılı kazı sezonunda yapılan çalışmalar sonucunda, üst terasa doğru uzanan bir merdiven, hemen batısında ise mermerle döşenmiş bir oda bulunmuştur. Odanın sağlı sollu her iki yanında karşılıklı yerleştirilmiş mermer oturma sıraları mevcuttur.  Mekanın arka tarafında ise, üzerine bir heykel yerleştirilmesi amacıyla yapılmış bir podyum ve kaide yeralmaktadır. Bu kaideye ait genç erkek heykeli parçalar halinde çıkarılarak birleştirilmiştir. Kaide de” Similos oğlu Teandros bu heykeli yüce Zeus’a adadı” yazmaktadır.  Podyumun doğusunda bulunan yazıtta ise, “SymmachosAristokleidas” adları geçmektedir. Symmachos, Knidos’ta  bilinen ve seçkin bir aileye mensup bir isimdir. Aristokleidas adı ise, kentte bulunan başka yazıtlarda da geçmektedir.

Ayrıca, üzerinde “Aristokleidas” ve “Adriano A”, yazıtları bulunan mermer plakalar da bulunmuştur. Bu isimler, büyük bir ihtimalle “HadrianoAntonino” (AntoninusPius) adına işaret etmektedir. Böylece, Stoanın restore edildiği döneme ait çok önemli bir ipucu gün ışığına çıkarılmıştır.  Bir diğer spekülatif buluntu da, normal ölçülerin biraz üzerinde, orijinal geç klasik döneme ait bir kadın başı olup, stilistik açıdan incelendiğinde, Mausoleion’da bulunan başlar ile benzerlik gösterdiği anlaşılmıştır.

1996 yılından beri kazısı yapılan Stoa’da bulunan Helenistik ve Roma dönemine ait bronz ve seramik kandiller, sikkeler, çok fazla sayıda seramik mutfak eşyaları ile bronz ve mermer heykellere ait parçalar stoanın önemli buluntuları arasındadır.

Kazı yapılan bir diğer alan da “Liman Caddesi’dir. Cadde, küçük limandan başlayarak üst teraslara doğru devam etmekte, propylona kadar rampa yapacak bir şekilde uzanmaktadır. (Hippodamos Sistemi). Yaklaşık 5 m. enindeki bu caddenin zemini kare veya dikdörtgen bloklarla döşenmiştir. Caddenin kuzeydeki uzantısında, Roma Dönemi’ne ait, bol miktarda işlemeli mimari parça (Arşitrav blokları gibi) çıkarılmıştır. Güney kısmında ise, bir “çeşme yapısı” açığa çıkarılmıştır. Kare bir podyum üzerine oturan yapının etrafına korkuluk şeklinde diklemesine bloklar yerleştirilerek bir havuz elde edilmiştir. Bu blok taşların iç yüzeylerinin üst kısımları, bir amphoranın rahatça su çekmesine imkan verecek oyuklar şeklinde işlenmiştir.  Yapının kare bir kaide-podyum kısmı bulunmaktadır. Bu kısmın üzerinde ise, silindirik gövdeli bir çeşme yapısı yeralmaktadır. Üst örtüye geçiş kısmında çörtenli arşitravlar kullanılmıştır. Arşitrav kısmında bulunan yazıttan, “Çeşmenin, kentin su işleri müdürü Boulakrates tarafından yaptırılıp halka sunulduğu” anlaşılmıştır. Böylelikle, yapının çeşme olduğu kesinleşmiştir.

Kentin Kap Krio (Deve Boynu Burnu) adı verilen ada kısmında da, kazı ve araştırmalar sürdürülmüştür. Bunların sonucunda, bu kısımda da teraslama yöntemiyle konumlandırılmış dükkan sıraları, işlikler ve yerleşimler olduğu anlaşılmıştır. Buluntuların tarihlendirilmesi sonucunda, bu kısmın en son M.Ö. 4.yy. ile M.S.5.yy. yılları arasında iskan gördüğü saptanmıştır.
man
Yorum Ekle